Kontrolü Kaybetmekten Korkarken Kontrol Ettikçe Kaybediyor Olabilir Miyiz?
- Melisa Özerman

- 30 Nis
- 2 dakikada okunur
Toplumumuzda “kontrol” kavramı genellikle olumlu bir beceri olarak görülür. Küçük yaşlardan itibaren duygularımızı bastırmanın, incinmişliklerimizi ve acımızı gizleyebilmenin, ağlamamanın ve korkmamayı öğrenmenin “güçlü olmak” anlamına geldiği mesajını alarak büyürüz. Bu da zamanla acıyla, kırılgan taraflarımızla ve korkularımızla temas halinde olmanın bir “zayıflık”, hatta kimi zaman “utanılacak bir şey” olduğu algısını güçlendirir.
Günlük hayatta sıkça duyduğumuz “erkekler ağlamaz”, “güçlü dur, belli etme”, “duygularına yenik düşme” gibi ifadeler de bu yaklaşımı pekiştirir. Benzer şekilde, zorlayıcı düşünceler için “olumlu düşün”, “olumsuzu aklına getirme”, “kafana takma” gibi öneriler verilir. Tüm bu mesajlar, duyguların ve düşüncelerin bastırılması ve kontrol edilmesi gereken deneyimler olduğu fikrini besler.Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkar: Gerçekten ne hissettiğimizi ve ne düşündüğümüzü kontrol edebilir miyiz?
Zorlayıcı düşünce ve duygularla karşılaştığımızda, çoğu zaman ilk yaptığımız şey onları kontrol etmeye çalışmaktır. Bu durum hem geçmiş sosyal öğrenmeler ile hem de zihnimizin bizi acıdan uzaklaştırmaya eğilimli yapısıyla yakından ilişkilidir. Bu nedenle kaygılandığımızda kaygıyı ortadan kaldırmaya, üzgün hissettiğimizde dikkatimizi başka yöne çevirmeye, zihnimizde dönüp duran düşünceleri susturmaya çalışırız. Belirsizlik hissini kontrol etmek için sürekli araştırma yapabilir, başkalarına tekrar tekrar sorular sorabiliriz. Yetersizlik hissiyle baş etmek için onay arayabilir ya da yapacaklarımızı erteleyebiliriz. Herkesin zorlandığı duygular ve bu duygularla başa çıkmak için geliştirdiği yöntemler farklı olabilir. Ancak bu stratejiler, zorlayıcı içsel deneyimleri kontrol etme işlevine hizmet ediyorsa, asıl sorun da tam olarak burada başlar.
Aslında bu duyguların hiçbiri tek başına bir “bozukluk” ya da “hastalık” değildir. Ancak onlarla kurduğumuz ilişki ve baş etme biçimimiz zamanla sorun yaratabilir. Acıdan kaçınma ve onu kontrol etme çabası oldukça anlaşılırdır; çünkü kimse acı çekmek istemez. Ancak acı ile olan bu savaş ve kontrol etme girişimler, çoğu zaman acıyı azaltmak yerine artırır. Dr. Steven C. Hayes’in de ifade ettiği gibi, “kontrol çözüm değil, problemin kendisidir.” Acı kaçınılmazdır, ancak onunla kurduğumuz mücadele çoğu zaman ıstıraba dönüşür.
Kısa süre için bir “rahatlama” sağlayabilen bu kontrol girşimleri, genellikle uzun vadede bize umduğumuz sonuçları vermez. İçsel deneyimler — yani düşüncelerimiz, hislerimiz, duygularımız ve bedensel duyumlarımız — doğrudan kontrol edilemez. Onları kontrol etmeye, bastırmaya, değiştirmeye ya da ortadan kaldırmaya çalıştıkça, paradoksal bir şekilde daha görünür, daha güçlü ve daha etkili hale gelirler. Biz ise kontrol edemeyeceğimiz bu deneyimler ile boğuşurken, üzerinde kontrol sağlayabileceğimiz tek şey olan davranışlarımızı bu yöne çevirmiş oluruz. Ayrıca bu girişimlerin uzun vadede bizi değerlerimizden, anlamlı bir hayat için önem verdiğimiz yönlerinden uzaklaştırma gibi bir sonucu oluyorsa o zaman bu kontrol davranışlarının bizim için işlevsiz olduğu söyleyebiliriz. Yani belki de kontrolümüzde olmayan şeyleri kontrol etmeye çalıştıkça hayatımızın kontrolünü elimizden kaçırıyoruz.
Kısa vadede rahatlama sağlayabilen bu kontrol girişimleri, uzun vadede genellikle beklenen sonucu vermez. Düşüncelerimizi, duygularımızı ve bedensel hislerimizi doğrudan kontrol etmeye çalıştıkça, bu deneyimler paradoksal bir şekilde daha güçlü, daha kalıcı ve etkili hale gelebilir. Bu süreçte fark edilmeden önemli bir şey olur: Kontrol edemeyeceğimiz içsel deneyimlerle mücadele ederken, kontrol edebileceğimiz tek alan olan davranışlarımızı da bu mücadeleye göre şekillendirmeye başlarız.
Bu kontrolü sağlama ve acıdan uzaklaşmaya yönelik davranışlar zamanla hayatımızı daraltabilir. Eğer bu kontrol çabası, bizi değer verdiğimiz şeylerden ve yaşamak istediğimiz hayattan uzaklaştırıyorsa, o zaman bu stratejinin bizim için işlevsel olmadığını söyleyebiliriz. Yani belki de asıl sorun kontrolümüzde olmayan şeyleri kontrol etmeye çalıştıkça hayatımızın kontrolünü kaybediyor olmamızdır.
Klinik Psikolog & Psikoterapist
Melisa Özerman
.png)



Yorumlar